
Arjantin'in Unutulmaz Mücadelesi: 'Bir Daha Asla'
2025-03-30
Yazar: Ayşe
Bir ülkenin acı hatıraları...
Bir avuç insan, dosya yığınlarının arasında sabahlara kadar kanıtları inceliyor.
Her sayfanın arasındaki kaybolmuş hayatların, susturulmuş hikâyelerin izleri var.
Kaçırılanlar, işkence görenler, taciz edilenler ve bir daha kendisinden haber alınamayanlar... Resmi rakam: 30 bin.
O 30 bin kişi yıllardır sevdiklerine sarılamıyor, yaşamın en sıradan anlarına bile tanık olamıyor.
Bu hikâyenin başkahramanları, önceki yıllarda 30 Nisan 1977'de, General Jorge Rafael Videla'nın askeri diktatörlük yönetiminde gözaltına alınan çocuklar için Plaza de Mayo'da toplanan 14 kadındır. 'Plaza De Mayo Anneleri' olarak bilinen bu grup, 'Plaza de Mayo’nun Kaçırılanları' olarak anılsa da cesaretleri ve umudu simgeliyor.
1976 ile 1983 yılları arasında Arjantin, art arda gelen askeri cunta yönetimlerinin karanlık yıllarını yaşadı. Bu süreçte muhalif olan herkes, potansiyel bir düşman, susturulması gereken bir tehdit olarak görüldü.
Cuntalar, muhalefeti bastırmak için akıl almaz işkence yöntemleri uyguladı. Gözaltına alınanlar gizli merkezlerde ağır işkencelere maruz kaldılar. Birçoğu, uçaklarla uzak yerlere gönderilerek canlı canlı okyanusa atıldı. Resmi rakamlar 9.300 kişiyi teyit ederken, insan hakları savunucuları bu sayının 30 bin civarında olduğunu ifade ediyor.
Cunta rejiminin yıkılmasının ardından Arjantin halkı sandığa giderek demokrasiyi yeniden sağladı. Ardından bu karanlık dönemin hesabını sormak için 'Nunca Más' (Bir Daha Asla) adıyla bir hakikat komisyonu kuruldu. Bu komisyonun hazırladığı rapor, ülke tarihinin en çok satan kitapları arasına girdi ve insan hakları ihlallerinin sonuçlarıyla ilgili farkındalığı artırdı.
O dönemdeki bu sessiz mücadelenin hukuki perspektifine ışık tutan, Oscar adayı ve Altın Küre ödüllü 2022 yapımı 'Argentina, 1985' filmi dikkat çekiyor. Arjantinli genç yönetmen Santiago Mitre'nin yönettiği bu film, askeri cunta döneminin ardından ilk kez sivil bir mahkemede generallere ve o dönemin liderlerine karşı açılan davayı anlatıyor.
Bir avuç insan —bir savcı, genç bir avukat, hukuk fakültesi öğrencileri ve cesur tanıklar— hukukun tekrar işlemesi için kendi korkularıyla, toplumun suskunluğuyla ve siyasetin tehditleriyle savaşıyor. Bu dava, aslında geçmişte yapılanların hesap vermesi ve bir ülkenin gerçek demokrasiye adım atması için atılan ilk adımlardan biri.
Filmin yıldızı Ricardo Darín, Savcı Julio Strassera rolünde halkın suskun korkusunu sırtlamış bir babayı canlandırıyor. Strassera’nın yardımcısı Moreno Ocampo ise kendi ailesiyle sistemin adaletsizliği arasında sıkışmış bir karakter. Ocampo’nun annesi silahlı kuvvetlerin ve mevcut düzenin savunucusuyken, tanık ifadeleri sonrasında kendi kalbinin nasıl yumuşadığını fark ediyor.
Filmin sinematografisi, hikâyenin derinliği sayesinde fazla gösterişten uzak. Mahkeme salonunun karamsarlığı, ifadelere eşlik eden duygu yoğunluğu ve meydanlardaki kalabalıkların sesi izleyiciye adeta hâkim oluyor.
Sonuçta, adalet bazen büyük meydanlardaki kalabalıkların değil de, bir savcının korkusuzca mücadele ettiği bir odada başlıyor. Bu film, 'Nunca Más' diyerek geçmişle yüzleşme çabasının, insanlığın ve adaletin kararlılığını simgelerken, izleyiciyi tarihsel bir gerçekle buluşturuyor.